Yalan yok başlık alenen çalıntı. Birkaç hafta önce Cemil Facebook profilinde bu başlıkla motoruyla birkaç fotoğraf paylaşmıştı. Gördüğüm günden beri orası neresiyse ,bende oraya gitmek istiyorum. Cemil’le birlikte daha önce Salda Gölü’ne gitmiştik, belki O’nu oradan hatırlarsınız. O zaman bende X-max vardı. O’nun gölün beyaz kumları üzerinde “kum çok güzel, gelsene” deyişini hatırlıyorum. Sonrasında ittire, kaktıra zar zor çıkartmıştık motoru. Şimdi onunla birlikte sürebileceğim bir motorum olduğundan günübirlik Sarıkaya Milli Parkı’na gitmeye karar verdik.

Sarıkaya Milli Parkı

Tamam motor gider belki ama, benim X-max ile mecburen girdiğim bazı toprak yollar dışında hiçbir arazi deneyimim yok. X-max ile S.E.S.P’i (Scooter Endurocu Sürüş Pozisyonu) icat eden adamda olabilirim belki. Hafif ayakta, kıçınız seleden bir karıştan biraz daha yukarıda, dışarıdan pek hoş görünmeyen bir pozisyon bu. İnsan içinde yapılacak şey değil yani. Hepsini geçtim bu motor vitesli, yahu birde 660 cc. Yanımda tecrübeli birinin olmasını fırsat biliyorum bu macera için.

Hava sabahları soğuk, Cemil’de bir önceki gece çalıştığından Pazar günü öğleye doğru yola çıkmaya karar verdik. Ben Olympos’dan yola çıkacağım, Finike’de buluşacağız.

Sabah on gibi kalkıp bir şeyler atıştırdım. Stanley termosuma tepeleme demlediğim sert kahveyi doldurdum (adıyla sanıyla yazıyorum merak eden, incelemek isteyen olursa diye). Dolapta epeydir, bilmeden bugünü bekleyen bir kangal sucuğu da öğle yemeği yaparız diye yanıma alıp yola çıktım. Köyden ana yola doğru çıkarken, yol üzerinde gölgede kalan yerler sabah karşı düşen çiğden hala ıslak. Temkinli sürüyorum, ama bir noktada yolun üzerinde kalan kum birikintisi ön tekerimi kaydırıyor, hop hızla toparlıyorum. Bu ufak adrenalin tam olarak uyanmamı sağlıyor. “Vay be iyi yırttım” derken gün boyu başıma geleceklerden daha habersizim.

Yol

Finike istikametinde sürerken yol boyunca, havayı güzel görüp Antalya’dan yola çıkan bölükler halinde dolaşan motorcular ile karşılaştım. Büyük ihtimalle Finike’ye hatta belki de Kaş’a çıkartma yapacaklar. Yanlarından geçerken selamlaştık. Tek başına sürmenin rahatlığıyla, keyfime göre gazlayarak yanlarından geçip gittim. Hava çok güzel, solumda kalan denizde göl gibi dümdüz. Az sonra sağa, denizden iç kısımlara doğru yöneleceğim. Kaş’ın virajlı yollarını bu yaz yenilediler. Motor sürmek için çok daha keyifli bir yol oldu. Bunu düşününce içim gitmedi değil o yolda, bu havada sürmek için. Ama yeni yerler, yeni tecrübeler beni bekler. Daha da doğrusu Cemil beni bekler.

Finike – Elmalı sapağından sola dönünce, yol üzerinde yer alan ilk akaryakıt istasyonunda buluştuk Cemil’le. Burada bahaneyle depomu da doldurdum. Bu istikamette on kilometre sürdükten sonra Yalnız Köyü’ne geldiğimizde Cemil sağa sinyal verip markette duruyor. Su ve ekmek alıyoruz. Bende yanımda sucuk getirmiştim zaten, başka bir şey almıyoruz. Marketin yanındaki yoldan sağa devam edip anayoldan ayrılıyoruz. Yine Cemil önde ben arkada, bir iki yanlış yola sapıp geri dönmek durumunda kalıyoruz.

Takip ederken bir dönüşte gözden kaçırıyorum. Sola doğru dönen dik bir sapakta,”acaba sağa mı sola mı döndü?” derken o kadar yavaşlıyorum ki ayağımı yere indirmek zorunda kalıyorum . İşte bu noktada arka frenin ne işe yaradığını öğreniyorum. Ön fren yeterli gelmiyor, motor geri geri kayıyor, arka frende lazım ama benim sağ ayağım yerde. Geriye kaydıkça, rampada da yan durduğumdan destek ayağım artık yere değmiyor! Merhaba ilk düşüşüm! Ben motoru kaldırana kadar Cemil’de yanlış girdiğimiz yoldan geri dönüyor. Şevkimi kırmamak adına buna düşüş demiyoruz “yatış” diyerek geçiştiriyoruz. Sanırım dört kilometre daha bu stabilize yolda devam ediyoruz. Yol üzerinde ara sıra denk geldiğimiz toprak bozukluklar, az sonra tamamı toprak olacak yolu haber veriyor. Biraz ilerleyince de beklediğimiz gibi tamamen toprak, epey bozuk ve dik bir yola giriyoruz.

Sarıkaya Milli Parkı

Tamam motor gider belki ama benim X-max ile mecburen girdiğim bazı toprak yollar dışında hiçbir arazi deneyimim yok. X-max ile “scooter endrocu sürüş pozisyonu”nu icat eden adam bile olabilirim belki. Hafif ayakta, kıçınız seleden bir karıştan biraz yukarıda, dışarıdan pek hoş görünmeyen bir pozisyon bu. İnsan içinde yapılacak şey değil yani. Hepsini geçtim bu motor vitesli, yahu birde 660 cc. Yanımda tecrübeli birinin olmasını fırsat biliyorum bu macera için.

Cemil önde, ben arkada muazzam bir orman yolunda ilerliyoruz. İki yanımızda çam ormanı. Aralarda sapaklar, ufak virajlar ve bazı taş evler görüyorum. Hepsinin arkasında da tahminimce 600 – 700 metre boyunca yükselen dev bir kaya duvarı. Amacımız onun zirvesi, hatta daha da ötesi. Arada fotoğraf çekmek için duruyorum, Cemil meraklanıp yanıma dönüyor. Yol giderek daha virajlı ve daha dik hale geliyor. Hatta bazı yerlerde zemin irili ufaklı taş kaplı. Bazı çıkıntılı kayalar var. Ormancıların kesim yaptığı yerlerde de taze çam pürüleri (çam yaprağının yöresel söylenişi) var. Genellikle 2. viteste, virajlarda 1. vitese düşerek, bazen de stop ettirmemek için yarım debriyajla yol alıyorum. Arka tekerleğim ufak ufak kayıyor.

Bu durum başta beni endişelendirse de alışınca keyif almaya başlıyorum. Tahminimce on beş kilometre yol aldık. Yolun ilk kısmında gördüğümüz, orman kesim işçileri hariç hiç kimseyle karşılaşmadık. Artık çam ağaçlarının yerini sadece bu yükseklikte yaşayan, neredeyse koyu yeşilden maviye kaçan renkleriyle Katran ve Ardıç ağaçları alıyor. Yol kenarında bazı yerlerde dinlenmek için orman işletmesinin yaptığı çardaklar var. Bu bölgede, Sarıkaya Yaban Hayatı Koruma Alanı’nda avlanmak yasak dolayısı ile şansınız varsa dağ keçisi, keklik gibi artık ender görülen türleri görmeniz mümkün.

Benim hoşuma gitmeyen durum ise parasını verenin yıllık belirlenen kotalarda bu hayvanlardan avlamasına izin verilmesi. Geçtiğimiz günlerde medyada yer alan Donald Trump’ın oğlu Trump Jr. da burada avlananlardan. O’nun aksine bizim şansımız bir kaç keklik görmekten öteye girmedi.

Zirve

Sarıkaya Milli Parkı

Geçtiğimiz bazı yerler çamur. Buraya ulaşabilen araçlar, belki traktörler burada ilerlerken tekerlekleri iki yanda derin hendekler açmış. Bunlardan birinin içine girip tekerlek genişliğinde bir oluktan ilerlemek de yine bir sınav oldu benim için ve giderken sorunsuz atlattım.

Sarıkaya Milli Parkı

Yirmi kilometre sonra etrafımızdaki bitki örtüsünün yok oluşu 2000 metrelerde oluşumuzun işareti. Artık hedeflediğimiz yangın gözetleme kulesine vardık. Gelirken gördüğümüz duvarın hemen tepesinde, yangın gözetleme kulesindeyiz.

Sarıkaya Milli Parkı

Burada üç tane yapı var. En tepedeki ve en eskisi katran ağacından yapılmış. Onun yirmişer metre altındakiler betonarme. Cemil’den gözlem evlerindeki bekçiliğin, deniz fenerlerindeki gibi babadan oğula geçtiğini öğrendim. Şu an görev yapan bekçinin dedesi, o ahşap binada görev yaparmış. Ortadakinde de babası.

Sarıkaya Milli Parkı

Şimdiki bekçinin çocukluğu bu tepede geçmiş. O zaman şimdiki gibi evi çevreleyen bir tel örgüde yokmuş. Cemil’in anlattığına göre, bu yüzden bekçi tabiri caizse bu uçurumun kenarlarında “keçi gibi” korkusuzca gezinebiliyormuş. Görev süresi yaz sonunda bittiğinden şimdi o da burada değil. Ben uçurumun kenarına yaklaştığımda gördüğüm manzaranın güzelliği bir yana yüksekliğinden çok etkilendim. Bulunduğumuz tepe çok geniş bir görüş alanına sahip. Tahtalı Dağı, Kumluca’nın arka tarafında yer alan Alakır Barajı, Finike ve ötesi. Ayaklarımın altında ara sıra videolarını izlediğim, wingsuitlerle atlayanların çıkış noktaları olacak kadar keskin bir uçurum ve Finike’ye kadar süzülecek upuzun bir vadi var. Arkamızda da bölgenin en yüksek zirvesi Kızlar Sivrisi (3086 metre).

Evin önündeki piknik masasında biraz dinlenip biraz daha ilerledik. Bulunduğumuz tepeye dağılmış yayla evleri var. Yazları aşağılar çok sıcak olduğunda, göçüp gelen sahipleri şimdi yoklar. Hepsi terk edilmiş gibi. Çok güzeller, çok da doğal. Sanki buraya ait endemik bitkiler gibiler.

Sadece bu yükseklikte yetişen bir başka bitkiyi de yemek yiyeceğimiz yerde görüyoruz.

“Geven” çok sık dikenli, küçük kubbecikler şeklinde sadece bu irtifada yaşayan otsu bir bitki. Vikipedia’dan öğrendiğim kadarıyla pek çok çeşidi mevcut. Ama burada sadece bir türü var. Cemil yöresel bilgiler almak için çok iyi bir kaynak, bu bilgilerin değerini de bilenlerden. Ondan Geven’in çobanların sobası olduğunu öğreniyorum. Çobanlar sürü güderken, ısınmak için çok kolay tutuşan ve çok uzun süre yanmayan bu bitki yakar ısınarak ilerlermiş. Biraz üzülerek de olsa, deneyimlemek adına birini de biz tutuşturduk. Bunun dışında fotoğraflarda da göreceğiniz üzere şişleri ve ekmekleri tutmada da çok işimize yaradı. Küçük bir ateşte yemeğimizi pişirdik. Kahve eşliğinde uzun bir sohbet, daha dün Beşiktaş’ta patlayan bomba, hayatımızın gidişatı, motosikletle, tertemiz hava, sessizlik…

Bu motoru aldığıma bir kez daha seviniyorum. Kimsenin olmadığı, her şeyin uzakta kaldığı bir yerdeyim.

Sarıkaya Milli Parkı

Dönüş

Hava kararmadan dönüşe geçiyoruz. Birkaç fotoğraf için tekrar gözlem kulesinin yanına uğruyoruz.

Aşağıya inerken daha önce bahsettiğim araçların açtığı hendeklere tekrar giriyoruz. Cemil soldaki çukura giriyor, ben de dönerken daha düzgün olduğunu düşündüğüm iki teker izinin ortasında kalan yükseltide ilerliyorum. Sona yakın bir yerde Cemil dengesini sağlamak adına sağ ayağını benim bulunduğum hatta koyup biraz duraksayınca, arka frene abanıyorum ama alışık olmadığından duramıyorum. Dengesini sağlayıp devam etmeye başladığında benim için çok geç kaçmak için sağa kırıp, sağdaki hendeğe dalıyorum. Dengede kalmak için çaba harcayıp biraz yalpalıyorum, baktım düşmem kaçınılmaz atıyorum kendimi. Motor düştü, ben düşmedim. Yavaşta olsam, mevcut hızımla koşarak önemdeki yamacın kenarına kadar koşarak tırmanıyorum. Bir saniye önce üzerinde olduğum motoru on beş – yirmi metre öteden, ben ayakta o yerde izlerken bulunca kendimi bir gülme aldı. Aynasından durumumu gören Cemil asıl aksiyonu kaçırsa da durup yanıma geldi. Biraz daha güldük tekrar yola koyulduk.

Çamurlu zeminlerde ufak tırmanışlar, çakılda fren yapma denemeleri, ufak ufak inmeye başladık Finike’ye doğru. İnişin büyük kısmında ben öndeydim. Daha yeni öğrendiğim bilgiyle, ikinci vites ve arka fren yardımıyla yavaş sayılabilecek bir hızla hava kararmadan anayola ulaştık.

Sarıkaya Milli Parkı

Anayola vardığımızda artık hava kararmıştı. Farlar yandı, hızımız arttı. Farkında olmadan yorulmuşum. Cemil’le Finike – Elmalı sapağında vedalaştık. Benim yolum birazcık daha uzun. Dönerken yorgun olsam da çok mutluyum. Evin önünde motoru park ettiğimde ,kirlenmiş motora bakıyorum. Geçtiğim yerlerde ufak ufak motoru kaplayan bu toz toprak, bu yerlerin bende bıraktığı anılar gibi. Sanırım motorun bu hali çok hoşuma gidiyor.

Aklına takılan ne varsa yazabilirsin. En kısa zamanda cevap vermeye çalışacağım.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.