Olympos sahilinde sağ tarafımızda yükselen Tahtalı Dağı’na bu Tahtalı Teleferiği’ni yapmaya başladıklarında sanırım 2004 yılıydı. Sevindiğimi söylesem yalan olur. Bu mesafeden bile görünen zirvedeki kutu gibi bina, insandan kaçıp geldiğim bu yerden bile erişilmez gibi görünen dağın tepesine insanoğlunun medeniyet bayrağını çektiğinin resmiydi.

Bazı şeyleri bilerek yapmam, görmeyi ertelerim. Tekrar gitmek için bir sebep, heyecanı kalsın diye. Sanırım Tahtalı Dağı’nın zirvesi de benim için öyle bir yerdi.

2007 yılında da hizmete girmiş bu, Avrupa’nın en uzun teleferiği. Aradan geçen bu kadar seneden sonra, bölgede artık adım atılmadık yer kalmayınca, bende bir kaç misafir ağırlamak zorunda kaldığımda ilk kez gittim Tahtalı Teleferiği’ne. Sonraki gidişlerim de hep aynı sebepten oldu.  Sanırım bir yanım küs olsa da bu teleferiğe, gelen giden misafiri bahane edip gitmekten de kendimi alamıyorum bir türlü. Tahtalı Dağı’nın manzarasına hayran kalmamak mümkün değil. Zirveye giden yol zaten anlatmakla bitmez. Gittiğim her mevsim farklı bir şekilde karşıma çıkıyor.

Yine misafirlerim var. Aslında Alper’de daha önce gitmişti. Daha önce zehirlenenlerden. Yine bahanemizi bulduk, öğleye doğru Olympos’dan yola çıktık. Nüfus üç kişi olunca motoru bırakıp mecburen arabaya doluştuk. Hava Olympos’da bile soğuk sayılır (Olympos’a göre tabii ki, 18 derece). Dağ tecrübesi olan insanlar olduğumuzdan sıkı sıkı giyindik. Yolunuz düşer de zirveye çıkacak olursanız serin, hatta gayet soğuk olduğunu unutmayın. Yaz günü bile olsa üzerinize incede olsa bir şeyler alın.

Tahtalı Dağı 2365 metre

Bu sefer kış, Antalya’da kış olsa ne olur demeyin. Teleferiğin dağ istasyonunun bulunduğu Tahtalı Dağı’nın rakımı 2365 metre. Bölgenin en yüksek dağı sayılabilir (uzakta görünen Kızlar Sivrisi’ni saymazsak). Bu kadar yüksekte, yaz günü bile hava sıcaklığı on beş, yirmi derece birden düşüyor. Aldığı kar yağış miktarı da fotoğraflardan ortada.

Tahtalı Teleferiği sapağı

Sekiz kilometre sonra önce ana yola ulaştık. On sekiz kilometre sonra da Tahtalı Teleferiği kavşağına (Phaselis Antik Kenti sapağından da sonrada). Bizim gibi Kumluca istikametinden geliyorsanız ve yolu bilmiyorsanız, Phaselis Antik Kenti kavşağından sonra sağ şeritte kalıp biraz yavaşlayın. Tahtalı Teleferiği kavşağı sola dönen bir virajda, solda kalıyor ve biraz ani karşılaşıyorsunuz.  Bu istikametten gelenler için azıcık tehlikeli denebilir.

Hemen girişte bir bekçi kulübesi ve bariyer var. Buradan teleferiğe bindiğiniz alt istasyona kadar sekiz kilometre yol var. Teleferiğin çıkış saatleri sınırlı. Kapandıysa insanlar o kadar yolu boşuna gitmesin diye buraya bir kulübe koymuşlar. İnternet sitelerinde Pazartesi – Pazar 10:00 – 17:00 diye bir bilgi var. Yinede gitmeden bir kontrol etseniz iyi olur. Bazen nadirde olsa hava şartlarından dolayı sefer yapılmadığı oluyor. Bazen de gün batımı, gün doğumu turları gibi değişik saatli organizasyonlar oluyor.

Kulübenin yanından geçip, kilitli taştan yapılan dik yoldan tırmanmaya başladık. Özellikle sonlara doğru epey virajlı bu yol. Arabada camlar havas oğukta olsa açık, çam ormanı kokusuyla ilerliyoruz. Ben İsveç’ten geldim misafirler Rusya’dan, o yüzden soğuk şu an dertlerimiz arasında yer almıyor. Şansımıza tam bu virajlarda, mis gibi egzos kokusuyla bir şahin (araba olan) çıkıyor. O’nun motor zayıf geliyor bu rampalara, zar zor ilerliyor. Geçemiyoruz da bir türlü. Çam ormanı kokusuyla gitmeye çalışırken olacak iş mi?

Neyse ki alt istasyona yakınız. Hem kış, hem hafta içi olmasına rağmen kalabalık. Otoparkta yer az. Aklınızda olsun, bu istasyona gelince eğer boş yer varsa, sol tarafta binanın arkasında ki otoparkı deneyin. Eğim açısından daha rahat. Diğer tarafta manevra yapmak zor olabiliyor.

Alt istasyon

İlk kez geldiğimde buraya erişmek zor gelmişti. Zirveye arabayla gidecekmişiz gibi gittikçe gittik, sekiz kilometrelik yol bitmek bilmemişti. Buradaki binanın bir olayı yok. Teleferiğe biniş yeriniz. Tabii ki bilet almanız gerekli. Duvarda yazan rakamları görünce hep ufak bir şok yaşıyorum “Yahu geçen sefer şu kadar değil miydi?” diye kendime soruyorum. Her seferinde de yerli turist için indirimli olduğunu görevli hatırlatıyor. Biz bu sefer 50 TL.’ye aldık biletlerimizi. Yabancı için bu rakam 116 TL. Güncel rakamları internet sitelerinden takip edebilirsiniz. Ucuz yada pahalı bir yorum yapmayacağım. Tek kişiye ucuz gelebilecek rakam bir aile için düşününce epey fazla olabilir.

www.olymposteleferik.com

Bir gelişimde görevli “Gidiş-dönüş mü?” diye sorunca da epey afallamıştım. “Ne olacaktı ki?”, meğer yukarıda yamaç paraşütü olunca tek yön almak gerekebiliyormuş. Hatta bazı yürüyüş grupları da zirveden yürüyüşle iniyormuş.

Burada yapılan bir aksiyon var ki üç gün süren hard enduro yarışları efsane “Red Bull – Sea To Sky”. Son gün yarışı deniz seviyesinden başlayıp Tahtalı’nın zirvesinde son buluyor. Eğer teleferiği ziyaret ederseniz, bu yarışın ne kadar zor bir parkurdan geçtiğini daha iyi göreceksiniz.

Bu arada istasyonun olduğu yerde antik kalıntılar bulunuyor. Ayrıca dağın güney eteklerinde, Beycik’in üç kilometre kuzey doğu yönünde başka Helenistik Dönem harabeleri de varmış.

Zirveye yolculuk

Yaklaşık on dakika süren yolculuk için kullanılan teleferik kabinleri seksen kişilik. Ben hiçbir ziyaretimde seksen kişi binmedim. Genellikle kalabalık oluyor, hatta turistler dahil kimsenin binerken “Sen önce geldin, buyur” dediği yok. Herkes görüşü güzel bir yer kapmak için yarışıyor. Zirvede manzara işin güzel kısmı olsada, asıl keyif bence zirveye yolculuk kısmı. Bu yüzden kabinde ön tarafta yer bulmaya çalışmanız tavsiye olunur. Hatta mümkünse gidiş istikametinde, ön tarafta yer bulabilirseniz manzaranız muhteşem olur.

Teleferik zirveye kadar dört adet direkten geçiyor. Her geçişte ufak bir düşme hissi ile bir iç çekilmesi yaşıyorsunuz. Manzara çam ormanları ile başlıyor, sonra katran ağaçları, artık bitki bile yetişmeyen iki bin rakımlı kayalıkları geçip neredeyse her mevsim kar örtüsü olan zirveye ulaşıyorsunuz.

Bazı geçişlerde yaban keçilerini bu sarp kayalıklarda görmek mümkün oluyormuş. Teleferiğin geçiş yaptığı en yüksek nokta ise zeminden yaklaşık altıyüz metre ve bu yükseklikte bir tel parçasına asılı ilerliyor olma hissi ilginç bir deneyim. Abartmayı sevdiğim doğrudur, tel parçası dediğimde bileğim kadar ve bir tane de değil, üç tane.

Zirve Dağ İstasyonu

4350 metrelik bu keyifli gezinin sonunda 2365 metre rakıma ulaşıyoruz. Dağ istasyonu öyle ufak tefek bir yapı değil. Biri yerin altında olmak üzere dört katlı bir bina. Binanın üstüde seyir terası olarak kullanılıyor ve bence manzara en iyi buradan izleniyor.

Alt kattan kabindaşlarımızla ilerleyip bu ana binaya giriyoruz. Bizi getiren kabin, içeride bekleşen kalabalığı alt istasyona geri götürecek. Koridordan ilerlerken camdan görünen Antalya istikametinin manzarası az sonra göreceklerimiz için “spoiler” veriyor. Alt katta tuvaletler, bu katta da fotoğrafçı, hediyelikçi ve Shakespeare Cafe & Bistro var. Sıcak, soğuk hatta alkollü içecekler, atıştırmalık ve tatlı bulmam şansınız var. Fiyatları abartılı değil. Az sonra çıktığımız avluda da yazın masaları oluyor. Herhalde mevsimden olacak, bu gelişimde yoklardı. Yine yazın burada olmasına anlam veremediğim, Bungee Catapult Trampoline diye bir aksiyon var. Sizi bağlayıp, sapanla fırlatıyorlar işte. Sizde buna para veriyorsunuz. Burada anlatılacak asıl aktivite yamaç paraşütü. Bu kadar yüksek bir dağdan böyle bir manzarada atlamak çok zevkli olsa gerek.

Onların da detayları anlattığı web sitesi şu escape2olympos.com


Bahsettiğim avluyu videoda da görebilirsiniz gayet geniş bir alan. Bu avludan özellikle doğu, batı ve güney istikametlerini; daha da anlaşılır şekliyle Kemer, Finike ve arkamızda uzanan Beydağları’nın muhteşem manzarasını seyredebiliyorsunuz. Eğer şansınıza hava açıksa terastan da Alanya’dan Kekova’ya kadar görme şansınız var.

Yazları bunaltıcı havada serinliğini ayrı sevdiğim zirveye ilk defa kışın geldim. Sanırım bu karla kaplı halini daha çok sevdim. Bu yükseklikte oksijen az hava tertemiz. Uzun uzun vakit geçirdik. Dışarıda bir masa bulup oturduk, sıcak birer kahve içtik. Hatta ben arabayı kullanacağımdan içemesem de bizimkiler birer shot viski ile ısındılar. Güneş inmeye başladıkça daha keyifli oldu. Gitmeden terasa da çıkmaya karar verdik. Bu arada ortadaki katta bir sanat galerisi ve bir üstünde sadece özel bir organizasyonda açık olduğunu gördüğüm restoran katı bulunuyor. Biz bu katları pas geçip nedense asansörü de kullanmadan terasa çıktık.

Teras dört tarafı açık tüm manzarayı çepeçevre görebileceğiniz büyük bir alan. Bir iki tanede bozuk para ile çalışan dürbün var. Döne döne seyrediyoruz etrafı. Güneşin açısı daha da azaldı, artık dağın gölgesi dev bir piramit gölgesiymiş gibi denizin üstüne düşmeye başladı. Biz de biraz üşümeye başladık. Artık dönüş vakti.

Dönüş

Bu kez asansörle indim. Ufak bir dönüş sırası oluşmaya başlamış. Sordum bu zaten son sefermiş. Bu kadar kız, söylen sonra son sefere kadar bekle. Dönüş yoluda keyifli ama hava biraz kararmaya başladı manzaramız dağların gölgesinde kalıyor artık. Çok keyifli bir gündü.

Yine de şu zirvede tüm bu yapılar yokken gece yıldızların altında kamp yaptığımı hayal etmeden duramıyorum. Neyse ki hala pek kimsenin bilmediği yerlerim var!

 

Aklına takılan ne varsa yazabilirsin. En kısa zamanda cevap vermeye çalışacağım.