Yazıya nasıl başlasam bilemedim. Tatilim bir türlü başlamadı, Avrupa turum yine iptal oldu, bundan mı dert yanayım? Antalya’da iki tane Uçan Su varmış benim gittiğim az uçanıymış, buna mı yanayım? Bir haftalık Türkiye turu planladım, ikinci gün gecesi mide ağrıları ile geri dönmek zorunda kaldım bundan mı dert yanayım? İşin aslı ve tek iyi yanı Uçan Su ve Yeşil Göl’de güzel olsa da Dokuz Göl’ü görmek oldu sanırım. Katran ağacı ormanının içinde, telefonun bile çekmediği muhteşem bir yerdeki gezimi anlatayım bari.

İki senedir aklımda bir buçuk ay sürecek motorla Avrupa turu yapmak var. Gel gör ki bir türlü gerçekleşemiyor. Geçen sene vizeden dolayı gidememiştim. Bu senede işim turizm ve sezon uzayınca yine mevsim olarak geç kaldım ve tura çıkma hayalim bir sonraki seneye kaldı. Zaten böyle giderse tura gitmeme gerek kalmayacak Google Maps’den bütün parkuru ezberledim. Dolomitler’de yol sorsan tarif ederim o kadar.

Bu kış Türkiye’de olmayacağım, önümde de gitmeden on günlük bir boşluk olunca hemen spontane bir plan yapıp şu aşağıdaki rotayı çıkarttım. Sonra da Cemil’i aradım “Gelir misin?” diye. Köyde bir iki gün sonra işi varmış ama “İlk gün sen bizim köye gel (Kızılca) daha önce fotoğraflarına bayıldığın Dokuz Göl’e, Uçan Su’ya gidelim” dedi. Bana uyar, fotoğrafları çok güzeldi zaten. Oradan da ben devam ederim…

Hayaller…

Asıl hedef Dokuz Göl olsa da şu Uçan Su’yu da çok merak ediyorum aslında. Google’da çıkan görselleri çok güzel. Buranın yerlileri de çok methediyorlar. Geçenlerde hard enduro yapan bir arkadaşımda anlattı. “Yukarıda kral havuzu var, orayı da muhakkak gör” dedi. Heyecanlıyım.

Cemillerin köyü, Kızılca çok uzak değil 113 kilometre. İki, bilemedin iki buçuk saat sürsün. Bu yüzden çok erken kalkmadım saat on gibiydi yola çıktığımda. Tahmin ettiğim gibi on iki gibi, yine bana yakışır şekilde Elmalı’dan sonrasını tarlaların arasından, gayet bozuk yollardan Cemil’in beni beklediği istikametin tam tersinden girdim köye. Geçen haftalarda yazmıştım Garmin Zumo navigasyon aldığımı. Onun bir özelliği var “Adventurous Routing” diye, işte onun ayarını abartırsanız böyle oluyor asfalt yüzü görmüyorsunuz.

Eve varınca anne ve babasıyla tanışıyorum, güler yüzlü konuksever, iyi insanlar. Bahçede çay içip muhabbet ediyoruz. Çay demlenecekken baba içeri sesleniyor “bol demle, gelen giden olur” diye. Bir bildiği varmış. Köyün eski öğretmeni geçerken uğruyor, muhabbete dahil oluyor. Konu kendisinin de mezunu olduğu 1954’de kapatılan Köy (öğretmen) Enstitülerine geliyor. “İlkokuldan sonra alırlardı bizi diyor, mandolin çalamayan mezun olamazdı”. Nereden nereye geldik. Şimdi mandolin çalamayan ve atanamayan bir sürü öğretmenimiz, 60 kişilik sınıfları olan taşımalı sistemle öğrenci toplayan okullarımız var. Neyse ben tövbeliyim bunları konuşmamaya.

Yeşil Göl

Antalya / Gömbe / Yeşil Göl

Bahçe güzel ama çok da geç kalmadan çıkıyoruz. Hedef ilk olarak Gömbe üzerinden Yeşil Göl ve az ilerisindeki Uçan Su. Dönüşte de Gömbe’den geçeceğimizden hiç durmadan geçiyoruz. Yol yaklaşık dört kilometre sonra toprağa dönüyor. Şimdilik düzgün ama bir dört kilometre sonra tam Yeşil Göl girişinde bozuluyor. Yine de motorla göl kenarına kadar gitmek mümkün. CRF için zaten sorun yok ama hem benim acemiliğim,  Tenere’nin de kendi ağırlığı üzerine benim turun geri kalanı için eşyalarım olunca biraz zorlanarak bozuk kısmı geçiyorum. Gölün girişinde manzara çok güzel. Göl gerçekten de zümrüt yeşili!

Antalya / Gömbe / Yeşil Göl
Antalya / Gömbe / Yeşil Göl

Hava bulutlu, güneş görünüp kayboluyor. her ışık vurduğunda göl ışıl ışıl. Giriş istikametimizin tam karşısında, göle akan bir pınar var. Suyu tertemiz ve buz gibi. Tam bu noktada da bir tane meyveleri üzerinde kuşburnu çalısı. Buradaki düzlüğe bir kaç ağaç dikmişler. Cemil “Yazın gölgesi için, büyüdüklerinde iyi olur” diyor. Benim fikrimse, sonradan monte bu ağaçlara ihtiyaç olsa doğa onu oraya koyardı şeklinde. Gölge de olmasın, insan da gelmesin. Ne geliyorsa insandan geliyor.

Uçan Su

Buradan Uçan Su’ya gidiyoruz. Demin geldiğimiz ana yoldan sola dönerek göle ulaşmıştık. Şimdi aynı sapakta düz devam ediyoruz. Yol yine ilk metrelerde iyi. İki, üç yüz metre sonra işin rengi değişiyor. Artık tek şerit.

Antalya / Gömbe / Uçar Su

Tek şerit derken, tek motorun sığabileceği fotoğraflarda ve videoda da göreceğiniz şekilde bir patika.

Ayaklarım yanda bir iki ufak da çarşak (bayırlardan akarak yığın haline gelen çakıl) geçiyorum. Yan tarafımızda metrelerce uçurum. Motor aşağı giderse hiç bir şey olmamış gibi yap, eve dön bir motorun olduğunu unut. O da şanslıysan, öyle bir uçurum yani. Bulduğum ilk genişleyen yerde duruyorum, Cemil’de duruyor. “Motoru döndürmek zor olacak, daha ne kadar var?” diyorum, meğer gelmişiz. Yüz metre ilerimiz Uçan Su’ymuş! Bu nasıl Uçan Su? Hiç bir fikri olmayan bir insan için bile ismini duyunca çağlayan, fışkıran sular şelaleler gelmiyor mu?

Birde Google’da aratınca şu fotoğraflarını görmüşüm.

Kaynak http://pamukyolu.blogspot.com

Karşımda duran şey az önce gördüğüm, göle akan pınar kadar bir su. Yanına bile gitmedim! Ben motoru ayaklık üzerinde döndürürken, Cemil gidip sizin için video çekti, neden bahsettiğimi görebilirsiniz. Bu arada en son noktada yine video da göreceğiniz üzere motor döndürecek bir alan daha varmış.

Antalya / Gömbe / Uçar Su

Listenizde varsa düzeltin Antalya’da gidilecek olan Uçan Su, Gömbe’deki değil Serik’teki. Bir daha ki bahara artık.

Edit: Bu yerin asıl ismi “Uçar Su”ymuş. Yöredekiler Uçan Su deseler de biraz araştırınca öğrendim. İş işten geçmiş oldu tabii ki. Ben yandım, siz yanmayın.

Dokuz Göl

Şimdi istikamet Gömbe. Burada ikmal yapıp bu sefer karşıdaki dağlara Dokuz Göl’e gideceğiz. Bu arada Yeşil Göl sapağından bir yol da Gömbe Yaylası’na gidiyor ama bugün vaktimiz oraya da gitmek için biraz dar, pas geçiyoruz.

Gömbe’ye vardığımızda bile henüz Dokuz Göl’de kalıp kalmama konusunda kararsızız. Benim yanımda nasıl olsa ekipman var orada karar veririz diye rahatız. Yemek için bir şeyler, mangallık et alalım dedik. Gömbe’de iki kasap var. Ama et yok! Yahu burası hayvancılığı ile meşhur bir yer, bahane Kurban Bayramı. Kasaplardan sadece birinde keçi eti var, mecburen ondan alıyoruz (çok kötüydü, çok!). Ufak tefek atıştırmalık, su da alıyoruz. Bu arada biz hata edip suyu az almışız. Ben az önce gördüğüm kaynaklardan sonra su buluruz diyordum ama Dokuz Göl’de bizim kamp yaptığımız yerde temiz su kaynağı yok. Yanınıza yeterli su alın.

Malzemeleri çantalara bölüştürüp Gömbe’den ayrıldık. Çay Boğazı Barajından geçtik. Az önce insan ile ilgili bir şey demiştim ya! Şimdi bunun on katını diyorum. Ne güzel bir baraj bu! Su da yok bu arada gölette. Neyse canımızı sıkmıyoruz.

Barajdan karşıya geçer geçmez sola Elmalı/Korkuteli istikametine döndük. Tam 2.4 kilometre sonra Cemil sağdan toprak bir yola girdi. Peşindeyim Cemil. Tozundan toprağından çok yaklaşamıyorum ama ensendeyim,  Yol fena değil, yine videodan görebilirsiniz. Giderek artan kıvamda bozuluyor ama olsun. Bir yerde duruyoruz yolun üzerinde açık bir bariyer var. Neden durduk anlayabilmiş değilim, ne güzel gidiyorduk. Cemil gelip diyor ki “Yolun bundan sonrasında telefon hiç çekmiyormuş, burası son noktaymış”. Eğer kalacaksak bunu haber vermekte fayda var. Yine kalacakmış gibi hareket edelim diyoruz. Ben son notumu iletiyorum. Cemil’de eve haber veriyor beklemesinler diye. Bu arada yolunun büyük kısmında yol gevşek taşlarla kaplı. Duruduğumuz yerde yürüken bile kayıyor ayağımız. Ben de bir hata yapıp normalde asfalt ve yük için 33-36 psi hava bastığım lastikleri en azından 30-33 psi’ye indirmiyorum.

Yola devam. Navigasyon açık ama ekranda havada uçan bir imleçten ibaretim. Bırak Dokuz Göl ile ilgili bir işareti, haritada bir yol görünmüyor. Yeni bir harita yüklemeliyim. Zaten navigasyon şu an yol tarifi için değil veri kaydetmek için açık. Neden bahsettiğimi şu resimlerde görebilirsiniz.

Biraz daha ilerleyince bir bariyere daha denk geliyoruz. Bu sefer kapalı ve orman memurları var. İlk başta geçmemize izin vermiyorlar ama kapıdan atsalar, bacadan gireceğimizi başka girişleri de bildiğimizi öğrenince biraz muhabbet karşılığı geçiriyorlar bizi.

Güneş karşıdan geliyor, kaskın vizörü tozdan kirlenmiş zaten. Arka lastik, ön lastik gevşek taşlara geldikçe ufak ufak kayıyor. Çam ormanı tırmandıkça yerini katran ağaçlarına bırakıyor. Bayılıyorum şu ağaca, rengine. Uçuk yeşil, uçuk mavi, gri  karışımı bir renk. Yavaşladıkça vizörü açıyorum, tadını çıkartıyorum yolun, orman manzarasının. Etrafımız sık ormandan pek görünmüyor, çok az açıklıktan geçiyoruz.

Antalya / Beydağları /Dokuz Göl

Ender karşılaştığımız açıklarda kurumuş geniş krater göl yataklarını görüyorum. Dokuz Göl ismi de buradan geliyor olsa gerek. Keşke dolu olsalar, belki baharda dolulardır. On beş kilometre sonra, bu açıklıkların birinde terkedilmiş bir orman binası ve kulübe görüp fotoğraf için duruyoruz.

Antalya / Beydağları /Dokuz Göl

Yola devam ederken sağa ve sola pek çok sapak var. Cemil olmasa hedeflediğimiz yere gitmem epey zor olurdu. Bu bölgede harita yada GPS olmadan yol bulmak neredeyse imkansız. Bu arada belirteyim Dokuz Göl epey geniş bir bölgenin adı.

Antalya / Beydağları /Dokuz Göl

Ana yoldan otuz kilometre sonra hedeflediğimiz yerdeyiz. Cemil anlatmış olsa da kafamda tam canlandıramamış olacağım, ormanın derinliklerinde birden karşımıza çıkan yapılara şaşırmamak elimde değil. Bir kısmı terk edilmiş, bir kısmı ara sıra kullanılan sanırım toplam on kadar yapı var. Yolun alt kenarında da yağmur sularını depoladıkları içilmeyecek kalitede de olsa, hala suyla dolu sarnıçlar var. Eskiden Orman İşletme Müdürlüğü buradaymış. Binaların bir kısmı lojman, bir kısmı idari binaymış. Motorlarımızı park ediyoruz. Ne kadar güzel bir yer.

Antalya / Beydağları /Dokuz Göl

Bu otuz kilometreyi ancak bir buçuk saatte katetmişiz. Dinlenirken dibimizdeki ağaçta bir sincap uyuyor (gerçekten uyuyor). Bu arada fotoğrafta iki tane sincap var, dikkatli bakarsanız görebilirsiniz. Ben hayranlıkla seyrediyorum etrafı. Bu gece kalacağımız artık kesin!

Antalya / Beydağları /Dokuz Göl

Terkedilmiş binalara hayranlık ve üzüntüyle bakıyorum. Keşke benim olsa. Onarsam, yaşanır hale getirsem. Yılda bir hafta kalsam, bütün seneyi sıfırlasam. Etraflarında odun ararken hayal kurmaya devam ediyorum.

Antalya / Beydağları /Dokuz Göl

Bir kaç kucak odun toplayıp. Evin arkasında bulunan ocaklığa getirdik. Karnımız acıkmış, bulduğumuz teli Türk usulü ateş ve soğanla sterilize edip aldığımız eti ve sebzeleri pişirmeye başlıyoruz. Hava kararmaya başladı ama bir güzel sürpriz daha; dolunay dağın arkasından doğuyor, ağaçların elverdiğince seyrediyorum. Sadece doğanın ve ateşin sesi var artık. Keşke diyorum, tüm haftayı burada geçirmeyi planlasaymışım.

2. gün Afrodisyas, Pamukkale

Aklına takılan ne varsa yazabilirsin. En kısa zamanda cevap vermeye çalışacağım.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.