Üç günde dokuz yüz kilometre yol yapıp eve dönmeyi planlarken; bu gezide fazladan bir gün ve bin iki yüz elli kilometre yol yapıp döndüm. Knidos’da geçen son günümü ve gezi ile ilgili genel düşüncelerimi yazacağım. Yazının sonunda kullandığım motosiklet (Yamaha X-max 250) ile ilgili yorumum da var. Yeni yazılarda görüşmek üzere.

Palamutbükü

Gece geç yatmadığım için sabah erken uyanabildim. Pazarlık edip ekletmeseydim kahvaltıyı, dün oturup kahve içtiğim Payam Kafe’de yapardım diye içimden geçirerek odadan indim. Yaşlı bir çift çoktan oturmuş kahvaltı yapıyorlardı, bende bir masaya oturdum. Az sonra önüme çeşidi çok bol olmayan ama olanların tadı muazzam bir kahvaltı tabağı geldi. Domates gerçek tarla domatesi. Elma sertliğinde ve lezzetsiz olanlardan değil, suyu tabağı kırmızıya boyayanlardan. Yumurta renginden ve tadından belli ki köyden. Ekmek de köy ekmeği, zeytin dün girişte gördüğüm gibi kendi hazırladıklarından. Ne bir çeşit fazla, ne eksik. Çok lezzetli bir kahvaltı yaptım, neşem yerinde başladım güne.

Palamutbükü

Yaşlı çift ayrılırken pansiyonun çalışanına buraları çok sevdiklerinden bahsettiler, yolların bozukluğundan şikayet ettiler. Çalışan kişi cevap olarak “Aman yapmasınlar, buralar çok kalabalık olur o zaman” dediğinden olsa gerek, az sonra girdiğim toprak yola bile kızmadım. Gelemesin çok kimse, bozulmasın buralar.

Bugün buranın yakınında Knidos ve Hayıtbükü’ne; dönüş yolumda da Datça ve gelirken gördüğüm diğer güzel koylara uğrayacağım. Hayıtbükü doğumda, Knidos batımda. Önce en uca, batıya Knidos’a gitmeye karar verdim.

Liman tarafından Knidos’a giderken, koyun sonundan yine toprak bir yola girdim “Günaydın toprak yol!”, “Günaydın X-max!”. “Hadi bakalım, bugünü de böyle mi geçireceğiz?” diye düşünürken; bu sefer kısa sürdü. Üç, dört kilometre sonra asfalta çıktım. Yolda su almak için, Yazı Köyü’nde durdum. Çok güzel bir köy. Küçük, beyaz kireç boyalı evler var. Kahvehanesi, ufak bir meydanı, iki tane de bakkaliyesi var. Tabelasının altında sadece kapısı olan; eski bir evden bozma, vitrini bile olmayan bir dükkana girdim. Suyu alıp devam ettim. Köy çıkışında sonradan yerleşenlerin yaptığı evler hemen belli ediyor kendini. İki de emlakçı gördüm. Geleceği parlak bir köy olsa gerek!

Knidos Antik Kenti

On üç kilometrelik, bir kısmı deniz manzaralı, düzgün bir yoldan Knidos’a ulaştım. Hayran kaldığım bir konuma sahip. Knidos Antik Kenti çok büyük bir alana yayılmış. Kıyıya yakın bir adayı dolgu ile birleştirerek yarımada haline getirmiş Knidoslular. Bu sebeple iki adet limanı bulunuyor.

Knidos

Bunlardan Akdeniz’e bakanı askeri, Ege tarafını ticari amaçlarla kullanmışlar. Ben Knidos’u gezerken Ege’de balıkçı tekneleri, Akdeniz’de tur tekneleri vardı; sistem değişmiş.

Knidos

Şehir zamanının bilim, sanat ve mimaride önde gelen medeniyeti. Gel gör ki kalıntıların büyük kısmı 1859’da, Sir Charles Thomas Newton tarafından bir yıl süren bir çalışmayla İngiltere’ye taşınmış. Beyefendi “Sir” ünvanını da bu sayede almış. Ama şanslısınız kaçırılan eserleri yerinizden kalkmadan online görebilirsiniz; the British Museum online. Bir kısmı da kaçakçılar tarafından yurt dışına kaçırılmış. Yine Osmanlı döneminde, Knidos Antik Tiyatrosu’nun taşları sarayların yapımında kullanılmış. On yedi yıldır kazıları yürüten ekibinde kazı ruhsatı, yakın zamanda şaibelerden dolayı bakanlıkça iptal edilmiş. Bu kadar gıybet yeter. Çok talihsiz bir antik kent Knidos. Ben sadece gördüklerimi aktaracağım. Daha detaylı bilgi isterseniz buralardan ulaşabilirsiniz; tr.wikipedia.org/wiki/Knidos

bu sitede güzel bir kaynak; www.datcadetay.com/knidos-antik-kenti.html

Knidos’a girişte yine müze gişesi bizi bekliyor. Müze kartınız yoksa 10 TL. giriş ücreti vererek dolaşabiliyorsunuz. Bahsettiğim sebeplerden görecek pek bir şey kalmamış. Neredeyse kıymetli gördükleri her şeyi götürmüşler Knidos’dan. İş sizin hayal gücünüze kalıyor biraz. Bu hali bile beni epey etkiledi. Dolaşırken bir güneş saati de gördüm. Bir de ilgimi çeken bir basamağa çizilmiş bir oyun şablonu olduğunu düşündüğüm çizim. Daha önce hiçbir antik kentte hiç böyle bir şey görmemiştim.

Tiyatronun üzerindeki yamaca çıkıp, şehri biraz seyrettim. Birkaç fotoğraf çektim. Karşı adayı gezecek vaktim yok ne yazık ki. Bugün geri dönüş günüm aynı zamanda uzun bir yol yapacağım. Vaktim olsa moka potta kahve yapıp, sabah kahvemi de burada içecektim. Köyden geçerken suyu da bunun için almıştım. Başka bir zaman artık…

Knidos

Hayıtbükü

Geldiğim yola girmeden önce, Hayıtbükü’ne uğramak istiyorum. Bunun için tekrar Palamutbükü’ne de uğramam gerekiyor. Sahilin solundan tırmanan bir yolla, 10 kilometre sonra Hayıtbükü’ndeyim. Palamutbükü’ne göre epey küçük. Tahminen üç yüz metre uzunluğunda bir sahil ve kıyı boyu işletmeler var. Çok güzel bir koy. İki yanında bulunan yamaçlar epey yüksek. Yerleşim yerleri ve konaklama için pek çok otel var.

Hayıtbükü

Kahve içmek istiyorum. Motoru bir yerin önünde durdurdum. Geçen birine sordum nerede bulurum diye. Durduğum yerin arkasını işaret etti. O’da oraya girdi, bahçede ayrı masalara oturduk. Saat erken olmasına rağmen onun tercihi biradan yana.  Yanına gelen biri ile balık muhabbeti yapmaya başlayınca dayanamadım dahil oldum. Büyük bir lambuka yakalamışlar, orfoz bu sene yasaklandı iyi oldu; konu konuyu açtı tanıştık. Adı Musa, pek çok ortak nokta bulduk. Vaktiyle çok gelmiş Olympos’a. Dediğim eski zaman, Gypsy’nin de olduğu 2000’den öncesi. Kelebekler Vadisi’nde işletmecilik yapmış. Şimdi Domuz Çukuru diye bir koy varmış, orada yaşıyormuş. Tesis yokmuş, karadan ulaşım yokmuş. Ben Nescafe bulabiliyorum. İçerken biraz daha sohbet ediyoruz. Onun da gitmesi gerekiyor, benimde. Vedalaşıp ayrılıyoruz.

Artık durak noktalarım az ve uzak. Daha çok yol yapmam lazım. Karnımda acıkmaya başladı. İstikametim Datça.

Datça

Saat iki buçuk. Daha önce geçtiğim sapaktan, bu kez Datça istikametine döndüm. Ne yiyeceğime Tripadvisor’dan karar verdim. En çok puanı alan yere, Cafe-inn’e gideceğim. Normalde böyle isim oyunlu mekanlardan uzak dururum. Böyle zihni sinir (Bkz.) fikirler başka eksikleri kapatmaya yarıyormuş gibi geliyor. Bu kez durum öyle çıkmıyor.

Datça Limanı

Cafe-inn

Merkezde motorla ufak bir turdan sonra yeri buluyorum. Önüne kadar araçla gitmek mümkün değil. Sahil kenarında yer alıyor. Küçük bir yer. Menüsü daha çok pizza, makarna ve Akdeniz mutfağı ağırlıklı. Günlük olarak, sulu yemek de yapıyorlarmış. Bugün menüde, brokoli çorbası ve çalı fasulye var. Ben bir kaç gündür sulu yemek yediğimden, deniz ürünlü pizza istedim. İnce hamurlu, bol malzemeli ve lezzetli. Tek kişi için büyük sayılabilecek bir pizza geldi. Pizza 30 TL, belki iki kişi bile doyar ama fiyatları bence yüksek.

Mekanın kapalı kısmında sekiz kadar masa var. Sahilde de bir o kadar. Ben içeride, arkalarda bir masaya oturdum. Manzara ile aramda iki masa var. Birinde gayet şık giyinmiş iki kadın iki erkek dört kişilik yaşlıca bir grup; diğerinde de üç genç kadın oturuyor. Yaşlı olanlar kızı ve torunuyla skype ve whatsapp üzerinden nasıl konuştuğunu, gençlerde belediyenin açtığı ücretsiz kursları konuşuyorlar! Bir terslik var, benim geldiğim yerde genelde bunun tersi olur. Sakin, zarif yemeklerini yiyip kalkıyorlar. Duvarda “good food, good friends, good times” yazıyor. Ya aklımda ki Ege algısı böyle, ya da gerçekten daha medeniler.

Daha çok vakit geçirmek istiyorum ama kalkmam lazım.

Datça’dan Marmaris’e doğru geçerken yolda Aktur’a ve Çubucak Orman Kampı’na da uğradım.

Aktur

Tam adı Aktur Camping olarak geçiyor. Kiralık villalar ve sosyal tesislerden oluşan büyük bir tatil sitesi. Ormanın içerisine yayılmış binalar genellikle iki katlı ve birbirinden uzak. Çadır ve karavan alanı da mevcut. Doğayı katletmeden de yaşanabileceğini gösteren sayılı yerlerden biri. İçerisinde banka, eczane ve süpermarkette var. Mavi bayrağa sahip büyük iki koyu var. Sakinlik ve konfor arayanlar için çok uygun. Çadır için ücreti bu ay için (sezon dışı), bir kişi için 24 TL. (ek kişi ücreti 12 TL.).

Çubucak Orman Kampı

Çubucak Orman Kampı’da yolumun üzerinde. Neredeyse Akyaka kadar büyük ve düzenli.

Çubucak Orman Kampı

Deniz kıyısında bir iskelesi de bulunuyor. Ben burayı daha çok beğendim. Akyaka gibi yerleşime yakın değil, daha bir doğal geldi bana. Bir daha bu tarafa yolum düşerse kesinlikle kalmak isterim.

Saat 16:45, epey hızlı gidiyorum Marmaris’e vardım. Yakıt ikmali yapıp devam edeceğim. Ufuk Abi Fethiye’de. Bir gün önce haberleştik, belki beraber döneceğiz. Onun motoru büyük, hızlı. Belki birlikte dönmek ona biraz eziyet olacak. Ben epey geç kaldım, yolda da çok oyalandım. Aradım “bekleme istersen beni” demek için. O’da yeni çıkıyormuş. Yetişme endişem olmadığından artık daha da rahat sürüyorum. Yinede elimi gazdan çekmedim. Önce Fethiye’ye vardım. Motor 120 km/h’de çok istirarlı, üstü hızlarda (max 138 km/h gördüm) güven vermiyor. Gel gör ki bu hızda yakıt tüketimi bir anda yükseliyor. Tüketimi göze alıp hava kararmadan gidebildiğim kadar gitmek istedim. 3.8 olan ortalamam elimi gazdan çekmeden Kaş’a vardığımda 4.5’e kadar ulaştı.

Artık hava kararmaya ve soğumaya başladı. Bundan sonrasını defalarca gittiğim için iyi biliyorum. Tur camı kirliyse gece kullanımında karşıdan ışık geldiğinde çok rahatsız edici. Yakıt alırken onu temizliyorum, içlik giymeye üşenip devam ediyorum. Hava iyice karardığından hızımı azalttım. Beymelek’te son bir yemek molası. Kendimi sizin için feda edip “Acaba beytisi hala güzel mi?” diyerek Mola Restorant’ta duruyorum. Ustanın biri izne çıkmış bu yüzden biraz geç geliyor, ama yalan yok hala çok güzel.

Yolun kalan virajlı kısmını; asfalt, işaretler ve yol çizgileri yenilendiğinden zahmetsizce geçiyorum. Bir saat kadar daha sürdükten sonra, saat 21:30 evime varıyorum.

Son bir kaç gündür çok güzel yerler gördüm. Kendi kendime kaldım. Yeni yerler görmek, anlık yaşamak çok hoşuma gitmiş olsa gerek tüm yorgunluğuma rağmen eve girmek istemiyorum. Hala içimden yola devam etmek geliyor.

Yamaha X-max 250 ironmax ‘e gelince,

Kullanmaktan çok keyif aldım. Özellikle düzgün bir yol bulduğunda yormadan, sorunsuz seyahat ediyorsunuz. Çok dengeli bir maxiscooter. Amortisörler bilindiği üzere çok sert. Bizim yollara pek uygun değil. Sele rahatlığı ekstra konfor sağlasa da benim kullandığım yollarda yeterli gelmedi. Fabrika çıkışı lastikleri kuru zeminde fena olmasa da yağışta çok iyi bir performansı yok. Ben ABS’li versiyonunu kullanıyorum ve çok memnunum. Seyahat esnasında bir kaç kez ABS’yi devreye sokmam bile neden olması gerektiğini açıklıyor. Özellikle ıslak zeminde büyük avantajı var.

Ekonomik bir seyahat istiyorsanız 90 km/h ortalamayla 3.4 lt. Daha hızlı 120 km/h ile 4.0 lt. Eğer tam gaz yapar insan üstü bir performansa geçerseniz 4.8 lt’ye kadar tüketim değeri görmeniz mümkün.

Benim  ağırlığım 85 kg., yanımda yaklaşık 40 kg.’da yük vardı. Bununla birlikte gitmem ,geçmem dediği bir yol olmadı. 250 cc.’lik motor epey güçlü. Hatta saçmalayıp girdiğim bazı çok eğimli toprak yollarda bile beni şaşırttı.  Bana kalırsa eğer X-max ile uzun yol yapılacaksa 400 cc.’lik versiyon tercih edilmeli. Eğimli ve uzun rampalarda epey bir güç, hız kaybediyor. Benim yaşadığım tek pişmanlık bu oldu.

Portekiz gezimde Arnavutluk’da durmamak, pas geçmek gibi bir fikrim vardı. Son gün bir kısmını bozuk bir yolda yaptığım uzun sürüş, (550 km.) bana bunun kolaylıkla mümkün olduğunu gösterdi.

Yine de, benim bundan sonra süreceğim yollar eğer bu gezideki gibi olacaksa, X-max buna uygun değil. Küçük bir enduroya ya da biraz daha uca kaçıp Tenere’ye geçmem fayda var.

Yamaha X-max İronmax

Aklına takılan ne varsa yazabilirsin. En kısa zamanda cevap vermeye çalışacağım.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.