Stokholm görmek istediğiniz şehirler listesinde kaçıncı sırada yer alır? Açıkçası geçen seneye kadar benim listeme girmez, gitmek aklımın ucuna gelmezdi. Son yılların en soğuk kışını geçiriyormuş İsveç ben ve efsane şansım yine devrede,  İsveçli disipliniyle iki ay önceden planlanıp biletleri alınmış, rezervasyonları yaptırılmış bir tur bu, gidilecek. Gel gör ki kısmet kar altındaki Stockholm’ü gezeceğiz.

Strandvägen

Nereden çıktı kış ortasında Stockholm’e gitmek?

Şu aralar İsveç’te vakit geçirme şansı yakalamışken ülkenin hem başkenti, hem de en büyük kenti olan Stockholm’ü görmemek olmazdı. Aslında “İsveç’e neden kış ortasında gidilir?” sorusunun en mantıklı açıklaması kuzey ışıkları. Aurora da denen bu ışıkları izlemek için en iyi zaman Ekim ve Mart arası. Stockholm konum olarak bu ışıkları izlemek için çok uygun bir yer olmasa da, ülkenin kuzeyindeki popüler Kiruna bölgesine yolculuğunuz için de Stockholm’e uğramalısınız.

Türkiye’den ulaşım kolay ve ucuz. Çok sık uçuş var ve ortalama 600 – 800 TL.’ye bilet almanız mümkün. Aman sakın bu ucuz kısmına aldanmayın İsveç ve civarındaki İskandinav ülkeler, Türk Lirası kazanıp harcayan bizler için çok ama çok pahalı. Bugün için bir İsveç Kronu, 0.48 Türk Lirası’na denk geliyor. Yani İsveç’te fiyatları ikiye böldüğünüzde yaklaşık olarak Türk lirası karşılığına denk geliyor. Pahalılığı anlatabilmek adına yazının devamında bol miktarda örnek göreceksiniz.

Vakti olanlara tavsiyem uçuşunuzu aynı fiyata, hatta belki daha ucuza bilet bulabileceğiniz Danimarka’ya (Cophenag’a) yapın. Stockholm’den trenle altı saat uzaklıktaki bu güzel şehri de görmüş olursunuz.
Cophenag’dan Stockholm’e sadece trenle değil, uçak ve daha ucuz olan otobüsle ulaşım da çok kolay.

www.goeuro.com

Ben trenle gitmiş olsamda, Stockholm havalimanı şehir merkezinden kırk kilometre uzaklıkta ve ulaşımın epey uzun sürdüğü söyleniyor.

Yolculuk

Malmö’den Stockholm’e altı saatlik bir tren yolculuğu ile gideceğim. Sabah dokuzda bindiğim tren öğleden sonra ikide Stockholm’de olacak. Biletlerini iki ay önceden aldığımız trende, hem ters koltuk hem de neredeyse bütün camı kapatan sütuna denk gelen seçmeyi başarmışız. Manzaramız yok denecek kadar az. Aslına bakarsanız dışarıda görecek çok bir şey de yok. Bembeyaz bir ova, ufacık bir dağ bile yok.İsveç’in güneyinden, kuzeyine başladığımız bu yolculukta sadece ufak tefek kasabaların içinden geçiyoruz.

Farklı tren tipleri de mevcut. Bizim koltuğu yatmayan ama geniş, konforlu, temiz bir tren. Trende restoran da var. Menüsünü ekledim. Bahsettiğim fiyatları görmeye başlıyoruz. Stockholm’e kadar arada yedi durak var. Bu istasyonlarda çok kısa duruyor. Bu monoton yolculuğu bozan tek şey bu duraklar ve gördüğümüz geyik sürüsü oldu.

Stockholm’de birinci gün

Stockholm’e doğru ufak tefek tepeler başlıyor. Şehrin girişinde itibaren buz tutmuş küçük göller ve nehirler de görmeye başladık. Şehir kanallar ile bölünmüş bir adalar kenti. Wikipedia’dan aldığım bazı bilgiler; “Stockholm, Mälaren Gölü’nü denizle birleştiren kanallar ve 14 adacıktan oluşuyor. Bu adalardan köprülerle yürüyerek geçmek mümkün. Kentin adalara ve kanallara yayılmış olması, ona Kuzeyin Venediği sıfatını kazandırmıştır. Stockholm Takımadaları olarak bilinen bölge de 30.000’den fazla adadan oluşuyor. Stockholm, yıllık 1 milyonun üzerindeki turist sayısıyla İskandinavya’da en çok ziyaretçi alan şehirdir.
İstatistiği arttırdığım için rahatladı.

Gamla Stan

Biz en eski eski yerleşim yeri olan, tarihi Gamla Stan’ a gideceğiz. Yerler kar, hava yaklaşık eksi beş derece. Bir süre burada yaşayınca normal geliyor ama mutlaka sıkı sıkı giyinmeniz gerekecek. Şu holiday-weather.com linkinden Stockholm hava durumunu ortalamalarını öğrenebilirsiniz. Şöyle bir uyarı daha yapayım hava sıcaklığı -5 dereceyi gösterdiğinde, hissedilen -24 olabiliyor. Yani siz mutlaka hissedilene bakın.

Yerde ki kar da, kar gibi değil kum gibi, birbirine yapışmıyor. Sanki sahilde yürüyoruz. Kaymıyor bile. Yirmi dakika yürüyüş ile Gamla Stan’a ulaştık. Mimariyi bizdeki Galata, Şişhane gibi düşünün, turist oranı da Sultanahmet. Burası şehrin iyi korunmuş, en eski yerleşim yeri. Binaların bazıları 1233 yılında beri ayakta.

previous arrowprevious arrow
next arrownext arrow
Shadow
Slider

Gamla Stan’ın dar sokaklarında yürüyüşümüz, bu bölgenin meydanı Stortorget’den de geçiyor. Neredeyse şehrin sembolü olmuş bir meydan. Rengarenk eski binaların çevrelediği bir meydan ve çok hareketli. Nobel Müzesi de burada bulunuyor. Bir an önce otele ulaşıp eşyaları bırakıp dolaşmak istiyorum.

Stortorget’den beş yüz metre yürüyüşle otele ulaştım. Burası da  tarihi bir bina. Otelin adı Castle House. Hostel ile otel arası bir yer aslında. Standart banyolu odaları olduğu gibi kalabalık odaları da var. Kalacağım oda biraz ufak ve paylaşımlı banyolu. Uzun kalmayacağım için hiç dert değil. Ortak banyoları sayıca yeterli ve temiz. Bizim kaldığımız bu paylaşımlı banyolu oda, gecelik iki kişi için 837 SEK (406 TL). Eğer burada kalacaksanız önceden arayıp mümkünse daha büyük bir oda istediğinizi belirtin. Hızlı bir check-in ve tekrar sokaklardayız.

Oteli burada seçme sebeplerimizin başında ulaşım var. Tam şehrin göbeği. Planımız bugün bu bölgeyi gezip. Müzeleri ertesi güne bırakmak. Gamla Stan sokaklarında anlamsızca dolaşmak bile çok keyifli. Bir sürü kafe, hediyelikçi, tasarım atölyeleri, oteller…

Dolaşırken karşımıza çok güzel iki kilise çıktı, Stockholm Cathedral (Storkyrkan) ve German Church (Tyska kyrkan). Hem zamanımız az, hem de giriş ücretli olduğundan (Kişi başı 60 SEK) dışardan seyredip dolaşmaya devam ettik.

Bu mevsimde gelmenin bir dezavantajıda gün ışığı. Hava erken kararacak. Tek sorun da havanın erken kararması değil, İsveçlilerin mesai saati anlayışı. İster çok iş yapsın, ister turistik olsun farketmiyor pek çok yer saat 17:00’de kapanıyor (Yaz döneminde 18:00). Hatta pazarları da açmıyorlar. Bizim akşam yemeği için gitmek istediğimiz, pek çok restoranın bir arada bulunduğu yemek pazarı* da pazar günü açık değil. O yüzden şimdi hedefimiz şehirdeki iki food marketten biri olan Östermalm Saluhall.
*nasıl çevireceğimi bilemedim, Food Market.

Östermalm Saluhall / Food Market

Gezdiğimiz yerlerde özellikle yerel yemek peşinde koşmak en büyük aktivitemiz. İsveç’in en üzücü yanı, zengin bir mutfak kültürüne sahip olmaması. Pek çoğunuzun bildiği İsveç köfte ve balık yemekleri öne çıkanları. Açıkçası bunlarında büyük bir olayı yok. Sonuçta Türkiye’den geldik, beğenmeyiz tabii ki.

Gamla Stan’dan, Östermalm Saluhall’e doğru yürürken yolumuz Royal Palace / Kraliyet Sarayı’nın yanından geçiyor. Kapısında nöbet tutan sakallı bıyıklı, hipster kılıklı askerin yanından geçip şöyle kapısından içeri bir kaç adım atıp, ertesi gün için bizi neler bekliyor azıcık baktık.

Strömkajen

Bulunduğumuz adadan bir köprü ile Östermalm’e (mahallenin adı) adım attık. Nehrin üzerinde kuğular, martılar ördekler soğuğa aldırmadan dolanıyorlar. Şehir çok güzel sadece Gamla Stan’da değil, her yerde eski binalar görmek mümkün. Çok düzenliler. Akan trafik, mağazalar geçtiğimiz parklar Gamla Stan’daki turistlerin aksine Stockholmlüler ile dolu. Dolu dediğime bakmayın şehrin merkezinin nüfusu 80.000. İsveç standardına göre, bence dolu.

Google yardımıyla bulduk yemek pazarını. Bizde sadece “AVM”lerde gördüğümüz yemek alanının daha butik restoranlar olan versiyonu. Bir sürü şarküteri ve restoran bir arada. Eski binası tamiratta bu yüzden önüne geçici başka bir alan inşaa etmişler. Düşündüğümüz kadar büyük bir yer değil. Şarküteri sayısı da restorandan fazla olunca seçeneklerimiz azaldı. Belli ki en popüler yeri olan girişte bulunan Lisa Elmqvist. Yemekler ortalama kişi başı 200 – 300 Kroncuk (100-150 TL), bizim için çok. Bu arada bu rakam onların alım gücüne göre çok da yüksek değil.

Biraz daha dolanıp hoşumuza giden başka bir yer bulduk, oturduk. Adı Melanders Fisk. Biri füme geyik eti, patates graten fırınlanmış ve brokoli salatasından oluşan diğeri cod fish file (morina) ve tatlı patates salatasından oluşan iki menü yedik. İki menü de gayet lezzetliydi ama dediğim gibi İsveç mutfağıyla öne çıkan bir ülke değil ne yazık ki. Bu yemeğin bize maliyeti de iki kişi için 255 SEK (123 TL) Bir hatırlatma daha İsveç’te neredeyse tüm restoranlar öğlen saatleri için geçerli indirimli bir öğle yemeği menüsü sunuyor.

Yemek demişken size şunuda hatırlatayım bazı gezi bloglarında içme suyunu şu marka alın gibi öneriler var, yapmayın. Bu ülkede çeşme suyu içilebilecek kalitede ve ücretsiz. Her kafe ve restoranda ikram ediliyor. Hatta yanınızda taşıyacağınız ufak bir matarayı her yerde doldurabilirsiniz. Bu yüzden markete girip boşuna su almayın.
Ucuz market konusunda da yanlış öneriler olduğundan yazıyorum Koop pahalı, en ucuzları Lidl ve Netto.

Östermalm Saluhall’den neredeyse kapanırken çıktık. Şimdi biraz daha sokaklarda dolanıp kahve içmek için bir yer arayalım dedik. Beğendiğimiz şirin, küçük bir yere girdik ama yine aynı sorun on beş dakika sonra kapacaklar. Oysa ki, içeride neredeyse oturacak yer yok.

Yine Google’ı devreye sokup üçüncü dalga bir kahveciye doğru yola koyulmuşken, işlek bir meydana bakan, oturup önünden gelip geçeni izleyip dedikodusunu yapabileceğimiz koltuklarının boş olduğunu görünce Löfbergs Cafe’ye daldık. İki flat white, yanında da limonlu pay ve çikolatalı, güzel görünen ama hayal kırıklığı olan bir tatlı aldık. Tartın da bir olayı yok ama diğeri gerçekten çok kötüydü. Oturduğumuz yer tam giriş kapısının yanı ve kapı bozuk, kendi kapanmıyor. Bunlarda kapıcı olduk. Gelen geçeni seyredip şehrin dedikodusunu yaparken artık hava kararmaya başladı. Buradan tekrar otele gideceğiz. Gece tekrar dışarı çıkmadan içlik giymeye karar verdim. Şöyle dede tipi yün bir içliğim var, neyse ki siyah. Bu arada bu kafeye de 200 SEK (98TL) ödedik.

Östermalm’den yan mahalle Norrmalm’e doğru yürüdük. Burada Kungsträdgården (park) ve içerisinde buz pateni pisti var. Şehrin meşhur aktivitelerinden. Yeteneğim ve merakım olmadığından sadece seyretmekle yetinip otele doğru devam ettik. Gelmeden önce bu parkın baharda kiraz ağaçlarının çiçek açtığı dönem çekilmiş fotoğraflarını gördüğümde güzelliğine inanamamıştım.


Gamla Stan gündüzün aksine, gece çok sakin. Otele vardığımızda yorulduğumuzu farkedip, biraz dinlenmeye karar verdik. Google’dan gidebileceğimiz barlara baktık. Odadan çıkmadan bu pahalı ülkeye ayak uyduran her turistin yapması gerekeni yapıp yanımızda getirdiğimiz viskiden birer kadeh içmeye karar verdik. Ucuza getirelim dediğime bakmayın yanımızdaki de on altı yaşında Lagavulin Single Malt. Bu mevsimde gelmenin tek güzel yanı viskiye atılacak buzu dert etmenize gerek olmaması sanırım.

Yine bir dost tavsiyesi, eğer içmeyi seviyorsanız buraya gelmeden Türkiye’de havalimanından ucuza içki almanız. Hem İsveç’te, hem de Danimarka’da içki fiyatları marketlerde bile yüksek. İsveç’te içki sadece devlet kontrolündeki “System Bolaget” adındaki marketlerde satılıyor. Bu marketler de, saat 20:00’den* sonra ve pazar günleri kapalı.
*Bazıları daha erken kapanıyor.

Hem yakın, hem önerilen bir yer olduğundan Corner Club ile başlayalım dedik. Yazdığına göre bu turistik bölgede olmasına rağmen lokallerin gittiği bir yermiş ve güzel kokteylleri varmış.

Corner Club

İsminin club olduğuna bakmayın, otele çok yakın tam köşede yer alan çok büyük olmayan güzel bir bar. Yemek menüleri de var. Ama kesinlikle yerel halkın gittiği bir yer değil. Mevsimlik değiştirdikleri ilginç kokteyllerden oluşan bir içki menüleri var. Bir Northern Light, bir tane de Purple Hejz istedik. Bu loş mekanda kısık sesle müzik çalıyor insan sesleri daha baskın. Birbirimizin içkilerini pek sevmesekte kendi siparişlerimizden memnunuz. Kokteyl içmek için uğranabilecek bir mekan. Oturdukça fark ediyoruz ki epey yorulmuşuz. Özellikle ayak bileklerimizde ki ağrının, kar üzerinde yürümekten olduğu teşhisini koyduk. Hesabımız 295 SEK (145 TL.).

Northen Light’ın içindekiler; Naked Grouse, D.O.M, camembert, cloudberry, lemon, egg white, parsley.

Purple Hejz ın içindekiler; Tequila, strega, maraschino, hibiskus, orange blossom water, lemon, agave syrup.

www.cornerclub.se


Oliver Twist

Buradan kalkıp Södermalm bölgesine (Ada) gitmeye karar verdik. Yine yakınlık durumuna göre gezeceğiz ve beğendiğimiz yerde kalacağız. İlk hedefimiz Oliver Twist adında bir bar. Stockholm’de en sevdiğim şeyi yapıp yirmi dakikalık bir yürüyüşle, köprüler aşıp Oliver Twist’e ulaştık. Biraz sapa diyebileceğim bir konumu var aslında. Büyük sayılabilecek bir bar, içerisi de kalabalık. Müzik burada daha yüksek, ortam daha aydınlık. Müşterileri kitlesi daha çok orta yaşlı ve kalabalık gruplar halinde masalarda oturuyor. Yine yemek yenebilecek bir kısmı bulunuyor. Biz bulduğumuz tek boş yere oturuyoruz. Ne çok memnunuz, ne değil. Self servis. Birer bira bir de patates kızartması 210 SEK (100 TL) verdik. Saat neredeyse bir oldu ve yorgunluğumuz artık yüzlerimizden belli. Ertesi gün erken kapanan müzeleri de düşününce geceyi burada bitirip, otele dönmek en mantıklısı görünüyor. Yine kar üstünde yürüyüşte var.

olivertwist.se


Hızlı bir gece geçiremedik, enerjimiz çabuk bitti. Ne yazık ki, gün sayısı az olunca öncelikleri iyi belirlemek gerekiyor. Yürüyerek dönüyoruz yine. Gece de ayrı bir güzel görünüyor kar altındaki şehir.

Yazı çok uzun olduğu için bölmek zorunda kaldım. Müzelerin olduğu ikinci gün yakında….

Aklına takılan ne varsa yazabilirsin. En kısa zamanda cevap vermeye çalışacağım.