Aslında dün biraz spoiler vermiştim. Kabak Koyu’ndan çıkıp kendimi Selimiye yerine, nasıl Akyaka’da bulduğumu anlatayım.

Denemedimdemem’in önceki gününde;

Kabak’da, Shambala’dayım. Yazıyı yazdım, uyumak üzere odaya gittim. Hava serin, odada sadece pike ve yatak örtüsü var. Yeterli gibi, üşümedim. Ben uyumaya çalışırken, yakınımda ki bir odada tahminimce iki kadın, epey yüksek sesle koyu bir muhabbette. Arada bir telefondan bir şarkı açılıyor, eşlik ediliyor. Tam uykuya dalacakken basıyorlar şen bir kahkaha, uyanıyorum. “Uyarsam mı?” diyorum, “Neyse” diyorum. En son saate baktığım da üçtü, sonra uyumuşum zaten. Saatimi 8:30’a kurmuştum, ama gerek kalmadı. Sekizde, sanırım şen kahkahaların odasında alarm çalmaya başladı. Üç kez tekrarladıktan sonra; telefon mu vazgeçti, onlar mı bilmem sustu. Zaten kalkacaktım!

Kahvaltı için odadan çıktım. Müzik yine var, hafif. Bu sefer mistik bir şeyler çalıyor, Hindistan yöresinden. Tam yogalık ortam var, güneş doğuyor falan. Yapana saygım var, yanlış anlaşılmasın. Kahvaltı hazır, yine güzel. Yumurta ve sosis sıcak, başka pek çok kahvaltılık malzeme de var. Aklım yolda olduğundan hızlıca kahvaltımı yapıp, ekstralarımı ödeyip ayrılıyorum. Bir bira, nescafe ve bir buçuk litrelik su için 25 TL.

Kabak Koyu Shambala

Motoru çalıştırıyorum, endişeli başlıyorum rampayı tırmanmaya. On metre sonra, bizim X-max oluyor Tenere! Temkinli, çıkıyorum bütün yolu. Hiç korktuğum gibi olmuyor. Asfalta ulaşıyorum, artık kim tutar beni. Ölüdeniz’den tırmanmaya başlıyorum, istikametim Sarıgerme.

Hava biraz kapalı. Serin serin sürerim derken, Göcek çıkışında birden şiddetli yağmur başladı. Yağmurluğu giysem mi, giymesem mi? Karar vermeye çalışırken, başladığı gibi aniden bitti. Ama artık yol ıslak. Arka tekerlek biraz kayınca iyice yavaşlıyorum. Tünele geldim, yapım tarihi 2006 yazıyor. Buralardan son geçişimde inşaatı vardı da bu tünel yoktu. Demek en az on sene olmuş buralardan geçmeyeli. Tünel paralı 4.5 TL., ben de motor sürmek istiyorum. Ücretsiz eski yolu tercih ediyorum. Hafif ıslak, virajlı ama güzel bir orman yolunda yavaş yavaş sürüyorum. Motorla yol alırken sevdiğim şeylerden biri de ortamın kokusunu alabilmek. Sanırım bir duyu daha devreye girince, gidilen yol da güzelse pek bir keyifli oluyor yol yapmak. Şimdi gittiğim yol yağmur sonrası toprak ve çam kokuyor.

Sarıgerme

Sarıgerme’ye vardım. Giriş ücretliydi diye hatırlıyorum. Gişenin içerisinde kimse olmadığından ücret ödemeyip, yanından devam ettim. Sol tarafa, otoparka motoru bırakıp sahile yürüdüm. Sahil çok büyük. Hem geniş, hem uzun bir kumsal. Patara ile yarışır.

Sarıgerme

Deniz; dolaşan sürat tekneleri, bazılarının arkasında su kayağı yapan insanlar, yelkenliler ve sörfçülerle dolu. Kumsalın büyüklüğünden olsa gerek bunlar beni rahatsız etmiyor. Daha önceki gelişimde çok daha ıssızdı.

Sarıgerme

Piknik alanı çok büyük, düzenli ve temiz. Kabinler, duş, tuvalet ve piknik masaları var. Sanırım bir büfe de var ama sezon dışı oluğu için kapalı. Kendime bir masa seçiyorum ve moka potta kahve demliyorum. İçeyim, bu sefer denize de gireceğim.

Deniz çok sığ ve soğuk. Yine de güzel. Daha çok yere uğramam lazım, zaman kazanmak için çok uzun kalamıyorum. Üzerimi değiştirip yola çıkıyorum. Hakkında bilgim olmayan bir yere, Çandır’a gitmek istiyorum.

Çandır – Ekincik orman yolu

Aslında dolaşmak istediğim yer Dalyan’ın etrafı. Çandır’a rotam üzerinde olduğu için uğrayacağım. Dalyan’ın çevresini dolaşan bu yol, beklentimin üzerinde çok güzel bir manzaraya sahip. Keyifle varıyorum Çandır’a. Görecek pek bir şey yok desem doğru olur. Ekincik’e devam edeceğim.

Bugünkü hikayemin ilginç kısmı burada başlıyor. Navigasyona göre, sahil tarafında bir yol var. Başlıyorum gitmeye, ama yolun şekli biraz değişiyor. Daralıyor, toprağa dönüyor. Seyahat esnasında navigasyon için kullandığımdan, hep şarj da tuttuğum telefonun şarjı nasılsa bitiyor. Kablonun ucu oturmamış sanırım. Mecburen bir sapakta yol soruyorum. Adamcağız, ellerinde patlıcanla dolu torbalar, üzerine konmuş bir kaç arıyı önemsemeden yanıma gelip bana yol tarif ediyor. “Yol toprak, yeni döktüler, gidersin”. Sanırım Kabak’dan çıkarken motorun ve benim üzerimi kaplayan toza toprağa bakarak böyle bir karar verdi. Anladığım kadarıyla ilerliyorum. Bir sapaktan geçiyorum, “Yok, o tarafa değildir!”.

Dağa doğru giden yola değil, denize doğru yöneliyorum. İçimde bir şüphe, devam ederken bir ev inşaatına denk geldim. Tekrar sorayım dedim. Yol kenarında bol miktarda boş rakı şişesi var, sesleniyorum kırmızı burunlu bir usta çıkıyor. Yanlış yoldaymışım, oradan dağa doğru dönecekmişim. Oda tarife başlıyor. Sola dön diyor, koluyla sağı işaret ediyor. Gideceğim yol yerine, gitmemem gereken yolları anlatıyor. Bir mezarlığı kerteriz alıyor, ona göre anlatıyor. Aklımda bir o kalıyor. Hadi bakalım.

Çandır – Ekincik orman yolu

Dönüp girdim dağ yoluna. Aslan parçası gidiyor. Gittikçe gidiyorum. Mezarlığı bulunca biraz rahatladım. Yol hala toprak, bozuk ve dar. Yan tarafa da uçurum gelince, ortam şahane bir hal alıyor. Deniz epey uzakta. Sürdükçe yaklaşıyor, dağın zirvesine vardığımda tam karşımda Ekincik Koyu. Başka türlü bu kadar güzel bir noktadan göremezdin diye teselli ediyorum kendimi. Motoru salıyorum aşağıya doğru. Bir süre sonra kovanlar ve arıcılarla karşılaşıyorum. Onlardan doğru yolda olduğumun teyidini alıp, indim Ekincik’e.

Ekincik

Etrafı kapalı ve korunaklı bir koy, doğal bir liman. Yerleşim az, market ve konaklayacak bir kaç otel var. Fotoğraf çekmek için durdum. Hemen arılar sardı etrafımı, çok fazla arı var. Kovanlar genellikle belli zamanlarda, farklı yerlere taşınır diye biliyorum. Burası için dönemsel bir durum mu bu bilemiyorum. Yine de alerjisi  olanlar dikkatli olmalı.

Belki kalmak için olmasa da, görmek için gidilmesi gereken bir yer bence. Ulaşım için mantıklı yollar kullanmak lazım tabii. Dağdan geldiğim toprak yol bana çok vakit kaybettirdi. Karnım da çok acıktı. Ne Çandır, ne Ekincik’te yemek yiyecek bir yer bulamadım. Çok geç olmadan Marmaris’e ulaşmak istiyorum.

Ekincik

Navigasyon iki rota gösteriyor, biri epey kısa. Kısa olan yol anayola benzemiyor. Demin ki tecrübeden dolayı emin olamadım. Kısa olan yolun sapağının yanından geçerken, o yola dönen belli ki buraların yerlisi birini gördüm. Tam geçmişken sapağı,fikir değiştirip dönüş yapıp bende girdim bu yola.

Navigasyon “Sür dümdüz” dedikçe gittim. Hiçbir yerleşim, asfalt dışında insan izi yok. Marmaris Milli Parkı içerisinde; yol bozuk olsa da mutlu, mesut sürüyorum. Sanırım 20 kilometre kadar sürdükten sonra, askeri bölge tabelası gördüm. Başka bir yol da yok. Devam edince de, nizamiye kapısı ve nöbetçi askerlerle karşılaştım. Öğrendim ki yol gidiyormuş, fakat ben sivil başıma geçemiyormuşum. Yerli halkın geçiş kartı varmış. Bu yol çok kısa olduğu için burayı kullanıyorlarmış. Asker olsam geçirebilirmiş, geçirmiyor. İçimden “Her, Türk, Asker, Doğar” diyorum, çavuş “Geriye dön, ileri marş” diyor. Yine de kimseye kızmıyorum, sinirlenmiyorum. Biraz daha hızlı geldiğim yolu dönüyorum. Çok daha uzun olan bu yoldan, Marmaris’e giden ana yola çıkıyorum.

Akyaka

Yakıt almak için durduğum yerden aldığım tavsiye ve Selimiye’ye varmam da çok geç olacağı için, şansımı çok zorlamadan yönümü Akyaka’ya çevirdim. Portekiz gezisi için plan yaparken, Çeşme’den önce Akyaka’da bir gece kalırım diye düşünmüştüm. Kısmet bu güneymiş. Orman Kampı var Akyaka’da, oraya gidiyorum. Büyük ve düzenli bir alan.

Akyaka Orman Kampı

Geceliği 35 TL. Sonradan Çubucak Orman Kampı’nda, sezon dışı indirimin başladığını, aslında ufaktan kazıklandığımı öğrendim. Cebe mi gitti o para? Makbuz da almadım.

Kayıt yaptırıyorum bir numara veriyorlar çadıra takmam için. Kamp alanına çıkıyorum motorla. Bir elektrik panosunun yanına kuruyorum çadırımı. Karnım çok aç, motora atlayıp Akyaka’yı tavsiye edenlerden öğrendiğim bir yere yemeğe gidiyorum. Akyaka merkezinde, Melek Hanım’ın Ev Yemekleri. Yemekleri güzel. Az mercimek çorbası, İzmir köfte ve pilav istedim. Zeytinyağlı yaprak sarmasını görünce dayanamayıp onu da yedim. Uzun zaman olmuş sarma yemeyeli. 30 TL. ödeyip ayrıldım. Yol üzerinde Migros var, uğrayıp su aldım. Kamp içerisinde kafeterya var ama erken kapanıyormuş.

Akyaka’da yatmadan biraz video düzenleyeyim, sonra paylaşırım dedim. Tabletimin 32 Gb’lık kapasitesi az geldi. Bunu kendim için yazıyorum, tablet yerine bilgisayarı almak daha mantıklı olabilirmiş.

Çadırım konforlu. Hem normal, hem şişme matım var. Uyku tulumum fazla bile geliyor, yorgan moduna alıyorum. Decathlon’dan aldığım çok ucuz bir şişme yastığım var. Ona da kılıf niyetine bir T-shirt geçiriyorum, yastıksız uyuyamıyorum. Uzun ve yorucu bir gün oldu. Çadırın içerisinde, her şeyi şarja takıp uzandım. Yarın nereye gitsem diye plan yapmayı hesaplarken uyku ağır bastı, ikinci günüm de böylece…

2 comments

  1. “ki” bitişik de yazılır ve sanırım kullanımı konusunda bazı sorunlar yaşıyorsunuz ve bunun farkında değilsiniz.

    1. Altan Bey telefon ve tabletten yazmak zorunda kalınca bazı şeyleri otomatik değiştiriyor. Vakitsizlikden daha sonra elden geçirip, düzeltmeye çalışıyorum. Uyarınız için teşekkür ederim.

Aklına takılan ne varsa yazabilirsin. En kısa zamanda cevap vermeye çalışacağım.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.